İlk yazı & Satio deneyimleri

By ikbal on Mar 30 2010 | 2 Comments

Blogun ismini bulan kişi olarak artık benim de bir blog yazım olsa iyi olur diye düşündüm! (finally :) )

İlk yazıyı yazmak her zaman zordur, aslında “about us” bölümünü yazarak bir başlangıç yapmıştım ama o sayılmıyormuş; şöyle göze gönle hitap eden uzun bir yazı yazmak lazımmış. Gel gelelim ne yazsam derdi doğuyor böyle olunca ve de kendi kendine baskı yaptıkça yazamıyorsun. Bir sonraki konum belli ama ilk bir giriş yapmadan onu yazmayayım dedim. Çat diye Türkiye’de hala satılmayan, balayında Tayland’dan aldığım Sony Ericsson Satio telefonumun saatinin geri kalma problemini nasıl çözdüğümü anlatsam olur muydu yani?

Hımm düşündüm de, sanırım olur :)

Evet aslında bu yazı kısa bir Sony Ericsson Satio (bundan sonra kendisine kısaca Satio diyeceğimdir:P) değerlendirmesine dönüşse hiç de fena olmazmış!

Satio’nun en belirgin özelliği 12.1 mega piksel kamerası olsa gerek! 20032010273Üstelik cep telefonuna entegre edilmiş kameraların neredeyse hiçbirinde olmayan bir özelliğe sahip; gerçek flaş!!! Gecenin kör karanlığında bile gayet net, aydınlık, parlak fotoğraflar çekebilmenize olanak tanıyor. Soldaki fotoğraf örneğin :) 

Touch Screen ekranının kullanımı kolay bana göre, ilk günler tabi ki zorluk çekmiştim biraz. Gökhan’da HTC HD2  var, onun ekranı tıpkı iPhone’daki gibi Capacitive Touch Screen; benim gibi manikürüne düşkün bayanları biraz bozan bir teknoloji aslında sanırım; çünkü farkettim ki telefonumun ekranında çoğunlukla tırnağımın kenarını kullanıyorum, özellikle klavyede yazarken. Sanırım bu yüzden Gökhan’ın telefonunu kullanmaya çalıştığımda, neredeyse 5 aydır touch screen kullanmama rağmen zorlanıyorum. Bu arada fotoğraf çekerken de touch screen özelliğini kullanabiliyorsunuz, fotoğraf çekme modunu dokunmatik moda getirirseniz parmağınızla ekrana dokunarak fotoğrafın focusunu ayarlayabiliyorsunuz. Fotoğraf demişken de “smile detection” modunu söylemeden olmaz, o moda geçince gülümsemeyi yakaladığı an fotoğrafı çekiyor, çok eğlenceli :)

sony-ericsson-satio1 

 

Bu arada telefon sizce de arkadan bir fotoğraf makinesini andırmıyor mu? :)

 

 

Ekranını yatay ve dikey olarak görüntüleyebiliyorsunuz, ana ekran dışında tüm menülerde, fotoğraf ve video izleme toollarında çalışıyor bu özellik. İçinde Google uygulaması, GoogleMaps ve Wisepilot uygulamasıyla birlikte geliyor; GPS özellği var ve hatta fotoğraf çekerken Geotagging yapabiliyorsunuz. Böylelikle Flickr gibi sitelere fotoğraflarınızı yüklediğinizde nerede çekildiği bilgisi otomatik geliyor.

 

Mail uygulamalarına açık, ben gmail hesabımı bağladım örneğin, gün içinde maillerim elimin altında (birden fazla mail hesabını da bağlayabiliyorsunuz ayrıca). Adobe PDF ve Quickoffice mevcut içinde, böylelikle maille gelen dosyaları görüntülemekle ilgili bir sıkıntınız da olmuyor. (Extra Not: Office 2003 dosyalarını açıyor ama Office 2007 dosyalarını açamadı telefonum, internete yönlendirdi, Quickoffice programının yeni versiyonu çıkmış Office 2007’yi destekleyen, 29 TL karşılığı indirebiliyormuşum. Belki telefonun yeni sürümlerinde otomatik bu versiyonu yüklü gelecektir. Benim çok ihtiyacım olmuyor, o yüzden indirmedim )

sony-ericsson-satio2İnternette Satio’nun donup kalması gibi problemler okudum ama benim başıma hiç gelmedi, sorunsuz çalışıyor. Arada bir Sony Ericsson’un sitesine girip kontrol ediyorum, bir kaç ay önce Satio için yazılım update’i koymuşlardı onu indirip güncelledim telefonumu.

Güncelleme demişken, telefonla yaşadığım tek problem saatinin geri kalmasıydı!! Hatta baya şaşırmıştım ilk farkettiğimde, bir cep telefonunun saati nasıl geri kalır!! Sonrasında araştırmalarım sonucu bunu çözmenin yolunu buldum. Telefonun saat ayarlarına girip (Settings > Phone > Date and time ) Time Zone’u Local Time’a çevirince sorun çözülüyor. Local time’ı gsm operatöründen devamlı update ettiğini düşünüyorum. Bu Pazar günü saatler 1 saat ileri alındığında da otomatik olarak update olmuş oldu telefonumun saati :)

Video izlemesi zevkli, 3,5 inch ekranı yeterli oluyor, müzik dinlerken de ses kalitesi güzel; her ne kadar bir önceki telefonumun (Sony Ericsson W810i) walkman özelliklerini özlesem de kalitesi onu aratmıyor.

İçinde 2 oyun yüklü geliyor, Labyrinth ve Sudoku :)

Youtube uygulaması da var ancak 3g üzerinden internete girdiğinizde kullanamıyorsunuz tabi ki…  Mylook, Sms Preview ve World Mate gibi uygulamalar da var ama hiç kullanmadım.. Web publishing uygulaması da var, PicasaWeb ve Blogger seçenekleriyle; hımmm onu da denemedim, denersem sonuçları paylaşırım.

Bu arada 8 gb hafıza kartı telefonun içinde geliyor; hatta CD vs çıkmıyor telefonun kutusundan, gerekli programları hafıza kartına yüklemişler, telefonu ilk bilgisayara bağlayışınızda mass storage olarak görüp hafıza kartından gerekli programları yüklüyorsunuz bilgisayarınıza.

 

Biliyorum pek teknik özelliklerinden bahsetmedim, örneğin işlemcisinin Symbian S60 olması gibi. Ama şimdi Sony Ericsson’un sitesini açıp bakarsınız zaten teknik özelliklerine değil mi? :) Benim aklıma gelen, kullanırken karşıma çıkan en belirgin özellikler bunlar, yeni şeyler denedikçe paylaşmaya devam edeceğim.

27032010277

 

İlk yazım fena olmadı galiba değil mi??

Sevgileeer :)

 

 

 

Post info

Categories: Teknoloji

Uludağ hafta sonu

By gkaya on Mar 14 2010 | 2 Comments

İkinci defa hafta sonu turuna katılmamızın ardından, Istanbul – Uludağ kayak tatili için bir blog post’u hazırlayacak deneyime eriştik :)DSC04208

Uludağ turlarına, popüler internet sitesi Skiciyiz.biz aracılığıyla katıldık. Büyük bir community ve en ufak organizasyon bile 2 otobüs dolusu insan ile gerçekleşiyor.Tahmin edileceği üzere ağırlıklı olarak gençlerden oluşuyor grup.

Birkaç sene evvel bir arkadaşımızın vasıtasıyla katıldığımız Ilgaz gezisine kıyasla çok daha iyi bir organizasyon olduğunu söyleyebilirim.(yine hafta sonu içindi o tur da)

Otobüsler yeni ve konforluydu. Ağaoğlu Hotel’deydik. Her şey dahil bir tatildi ve üç öğün açık büfeydi. Organizasyonu yapan Burak, dakikliği ile meşhur. Kalkış saatine yetişemediği için Uludağ’da bir kişiyi bırakmış, bizim seferde de aynı şey tekrarlandı :)DSC04210Fakat bunu kesinlikle olumlu anlamda yazıyorum, kendisi hotel’e ayak bastığımız anda herkesi uyarıyor, dönüş saati 17:00, herkesin 16:45’de otobüste olması lazım, kesinlikle beklemiyoruz diye. Herkesin iyiliği için aslında bu kural, 10dk beklemek demek eve bir buçuk saat geç varmak demek, çünkü trafiğe kalınmış oluyor. Olağanüstü durumlarda (örn: kaybolduk dönüş yolunu bulamadık) otobüsleri yine gönderiyor saatinde, kendisi kalıyor, destek veriyor, akşam otelde makul fiyatlardan kalmalarını sağlıyor vs..

gokhan_skiFiyatları yazmak istemiyorum ama bir defa bu grupla seyahat edip cazip oranları görürseniz, bir daha tek başınıza Uludağ’a gitmezsiniz, Ski-pass’ler fiyata dahil oluyor. Gerekli şeyleri Şampiyondan kiraladık, aletlerin kalitesinden ve verdikleri destekten memnun kaldık, yanımızda ise şunlar vardı:

  • Kar kıyafetleri (pantolon, bot, ceket, bere, gözlük, eldiven)
  • Çok kalın olmayan çorap kullandık ve kar montunun içine sadece tshirt giydik.
  • Su, aburcubur, sandwich (yolculukta lazım oluyor)
  • Mayo ve parmak arası terlik. (evet bütün gün kaydıktan sonra Ağaoğlu hotelinin kapalı havuzunda yüzmek, cam kafesin dışındaki ağaçları ve karı görerek havuzun keyfine varmak çok eğlenceli)

Otele girildikten yaklaşık 45dk sonra odaları teslim ettiler. Malum her şey dahil, aç kalmıyorsunuz (bunu söylemiş miydim daha önce :) )

Alacağınız ski-pass ile yeni başlayacaklara şu yerlerden kaymalarını öneririm:

  • Fahri Hotelin önünden telesiege’e binip ilk noktadan inmek.
  • İlkinde inmeyip ikincisine devam etmek ve oradan kaymak.
  • İkincisinden cennet denilen pist’e doğru ilerlemek. Ulaştığınızda iki yoldan inebiliyorsunuz, biri cennet kaya dedikleri bölgeden kayarak inmek, ötekisi ise direk ilk sağda göreceğiniz uçurumdan aşağı doğru kaymak, oraya da cehennem diyorlar :)

District9_FugitivesBen hala amatör sayılırım, ama acemi cesareti ile Kuşaklıkayadan (Uludağdaki en zorlu pist) iki defa kaymayı denedim. Hiçbiri düşmeden tamamlanmadı :)

Tepelerde kurulmuş cafelerde yüksek volume'lü müzik eşliğinde sucuk ekmek + bira keyfini atlamayın.

Şu an dönüş yolundayız, vapurda çok sıra vardı fakat 21:00 itibari ile Fenerbahçe stadının oraya ulaştık.

Tabii ki bol bol fotoğraf çektik, bazılarında “insan” gibi bazılarında ise District 9 yaratıkları gibi çıkmışız, hemen İkbal’in bir çalışmasını ekliyorum :)

 

 

Bu arada bu ilk Live Writer deneyimim, harika bir tool oluduğunu söyleyebilirim.

Sevgiler ;)

Post info

Categories: Seyahat

Hello World!

By gkaya on Oct 29 2009 | 1 Comments

Merhaba!

Blog kurulumu tamamlandı.. sanırım herşey çalışıyor :)

Post info

Categories: Genel